Hiç "her şeyi doğru yapıyorum" hissine kapıldın mı, ama yine de beklediğin fırsat bir türlü gelmedi mi? Hazırlanıyorsun, çabalıyorsun ve yapman gerekenleri yerine getiriyorsun; ancak yine de bir şey somutlaşmıyor. Bu arada, diğer insanlar - mutlaka daha yetenekli olmamakla birlikte - ilerliyor, deniyor, hata yapıyor ve birden bir şey başarıyor. Buna genellikle şans diyoruz.

Miletlilerin Talesi, M.Ö. 6. yüzyılın Yunan filozofu, hala rahatsız edici bir şekilde hatırlanan bir sözüyle bilinir: "Şans, bekleyenlerden çok çalışanlara gülümser." Bu fikir daha az romantik ve daha pratik: şans, pasif bekleyişte nadiren ortaya çıkar.

Şans var mı yoksa yaratılır mı?

Temel fikir basit: şans, harekete geçenleri bekleyenlerden daha fazla destekler. Çaba, anlık sonuçlar garanti etmez, ancak bir şeyin olma olasılığını artırır. Her deneme öğrenim bırakır, yönü ayarlar ve yeni olasılıklar açar.

Pasif bekleyenler, dış koşulların değişmesini bekler. Harekete geçenler ise, bir şeyin olabileceği senaryolar yaratır. Bu, saf bir iyimserlik değil, basit bir mantıktır: daha fazla deneme, fırsat alanını genişletir. "Şans", genellikle zaman içinde sürdürülen küçük kararların birikimi olarak ortaya çıkar.

Bu bakış açısıyla, şans rastgele bir hediye değil, hazırlık ve fırsatın kesişimidir ve bu sadece önceden yapılan eylemlerle görünür hale gelir.

Beklemeyi, koşulları yaratmakla değiştirmek

Bugün bu fikri uygulamak, bekleme süresini nasıl kullandığımızı gözden geçirmeyi gerektirir. Beklemek gerekli olabilir; ancak beklemeyi bahane haline getirmek asla olmamalıdır. Koşullar yaratmak, şimdi hangi somut eylemin - eksik de olsa - bir kapı açabileceğini sormak demektir.

Büyük jestler yapmak değil, belirli hareketler yapmak önemlidir: bir e-posta göndermek, bir fikir paylaşmak, bir format denemek, belirli bir beceri öğrenmek veya işini kapalı hissetmeden sergilemek. Eksik ilerleme, sonsuz planlamadan daha verimli olabilir çünkü süreci başlatır ve düzeltme imkanı tanır.

Harekete geçmek, amansızca koşmak demek değildir. Minimum bir yön belirlemek ve bir adım atmaktır. Birçok fırsat, o ilk hareketten sonra ortaya çıkar, öncesinde değil.

Okumayı bırakma: Mark Twain, yazar, "Yirmi yıl sonra yapmadıklarına daha çok pişman olacaksın, yaptıklarından değil."

Gerekli sınır: Anlamlı bir şekilde çalışmak

Şimdi, filozof daha fazla şey yapmayı önermiyor. Yönsüz eylem de yıpratıcıdır. Sınır nettir: niyetle çalışmak. Amaç, ajandayı doldurmak değil, inşa edilmek istenenle uyumlu eylemleri seçmektir.

Ne zaman bekleyeceğini bilmek de stratejik bir karardır. Bazı anlarda gözlem yapmak, öğrenmek veya duraklamak, daha büyük hataları önleyebilir. Fark, bilinçtedir: sürecin bir parçası olarak beklemek, inersiyeden dolayı hareketsiz kalmakla aynı şey değildir.

Sonuç olarak, Miletlilerin Talesi'ne atfedilen söz bir pusula sunar. Şans, bu şekilde anlaşıldığında, saf bir rastlantı ya da mutlak bir başarı değildir. Hazırlığın fırsatla kesiştiği noktadır. Ve bu kesişim, birinin hareketsiz kalmamaya karar verdiği zaman daha sık gerçekleşir.